Ziya Çelikay yaşadığı yerin harcına yalnızca emeklerini değil, ruhunu da katardı. Alaçatı’nın taşında, rüzgârında, sokaklarında böyle izler bırakan insanlardan biridir Ziya Çelikay… Bizim dilimizdeki adıyla, Ziya abi.
vvÇocukluk yıllarımda benden birkaç yaş büyük olmasına rağmen mahallemizin ortak büyüğüdür o. Çocuklar hep birlikte olurduk; Ziya abi ise çoğu zaman Ali Çakar’ın kahvesinin önünde oturur, bizi sessizce izlerdi. Çok konuşmazdı ama bakışı yeterdi. Varlığı, mahallede görünmeyen bir emniyet duvarı gibiydi.
Zaman geldi, terzi çıraklığına başladım. Ziya abi, Terzi Hayati’nin yanında, Terzi Sırrı’nın dizinin dibinde yıllarca çıraklık ve kalfalık yaptı. Askere gitmeden önce Hayati Usta’nın dükkânında ben de kalfa olarak çalışırken, onun babasının pardösüsünü çevirişini izlerdim. Ütü masasının başında, biçki masasının kenarında kumaşla kurduğu ilişki bir zanaattan öteydi; sanki kumaşı değil, zamanı biçimlendirirdi. Eli kumaşa değdiğinde ortaya sadece bir giysi değil, sabrın ve estetiğin sessiz bir dili çıkardı.
Askerden döndükten sonra terziliği sürdürmemeyi seçti. İğneyi, ipliği bıraktı ama ustalığı bırakmadı. Bu kez kendini taş ustalığına verdi. Alaçatı taşlarını tek tek keserek, şekillendirerek yıllar boyunca şantiyelerde çalıştı. O taşlara yalnızca biçim değil, karakter kazandırdı. Alaçatı’nın en güzel yapılarında onun emeği, onun nefesi vardır. “Alaçatı’nın taş ustası” denildiğinde, insanların zihninde beliren ilk isim olması boşuna değildir.
Zamanla Sanayi Sitesi’nde büyük bir mekân açtı. Taşı ilmik ilmik işleyerek Çeşme ve çevresinde şömine sanatçısı olarak ün saldı. Ateşle taşı buluştururken bile ölçüyü, dengeyi, estetiği elden bırakmadı. Sanata duyduğu bu derin aşkla, Alaçatı’nın taşlarından kasabanın simgesi olan yel değirmenlerini yeniden canlandırdı. Bugün otoyol çıkışında Alaçatı’yı selamlayan o değirmenler, yalnızca birer yapı değil; bir ustanın memleketine bıraktığı imzadır.
Ziya abi yalnızca bir usta değildi. Çok çalışkan, naif, dostlarını seven; aynı zamanda resim ve tablolar yaparak kendini sanata adamış bir gönül insanıydı. Taşla, kumaşla, renkle kurduğu bağ hep aynı yerden beslenirdi: emekten ve sevgiden.
Alaçatı’yı anlatan bir yazıda Ziya abi yoksa, o yazı eksik kalır. Ziya abi, sen çok yaşa. Varlığın bize yeter. Bu dünyada sana sağlıkla dolu, huzurlu yıllar diliyorum. Kalbim seninle. Alaçatı seninle sağ olsun. İyi ki varsın.
Kalın sağlıcakla.