Ana Sayfa Yerel Bölge Ulusal Dunya Politika Ekonomi Turizm Kültür-Sanat-Magazin Sağlık Spor








İsrail İran'a saldırı başlattığını duyurdu!
İsrail İran'a saldırı başlattığını duyurdu!
Yaren Leylek geri geldi!
Yaren Leylek geri geldi!
Ünal Ersözlü’den Tek Şiirlik Bir Evren
Ünal Ersözlü’den Tek Şiirlik Bir Evren
MİLLİYET EKOLÜ KORDON’DA BULUŞTU
MİLLİYET EKOLÜ KORDON’DA BULUŞTU
Alaçatı'da çocuklara yeni yaşam alanı
Alaçatı'da çocuklara yeni yaşam alanı

Ömer Önal

BİR OCAĞIN DUMANI
11 Mart 2026 Çarşamba

1962 yılıydı. Hayatın henüz bana yük olmaktan çok merak olduğu bir çağdaydım. Üçüncü sınıfı bitirmiş, çocukluğun eşiğinde, olup biteni anlamaya çalışan bir çocuktum. O yıl Ahmet ağabeyim hapisten çıkmıştı. Hapishanenin duvarları arasında kalan zaman, insanın sırtında görünmeyen ama ağır bir yüktür. Oradan çıktığında bir yıl boyunca inşaatlarda çalıştı; ustalara amelelik yaptı. Taş taşıdı, harç yoğurdu. Yoruldu… Çok yoruldu.

  Yorgunluk yalnızca bedende birikmez; insanın ruhunu da sessizce aşındırır. Ağabeyim de öyleydi. Bir gün, “Babamın ocağını tüttürmek istiyorum,” dedi. Bu cümle bir evden fazlasını anlatıyordu. Bir aidiyeti, bir kökü, devralınmış bir sorumluluğu… Babamdan kalan arazilere, Germiyan köyündeki eve dönmek istiyordu.

  Annem karşı çıktı. “Oğlum,” dedi, “biz artık Alaçatı’dayız. Burada evimiz var, tarlalarımız var. Hayatımızı burada kurduk.” Annemin sözleri aklın ve alışkanlığın sesiydi. Ama ağabeyimin kararı kalptendi. Sonunda annem sustu. Bir annenin susuşu, bazen en büyük fedakârlıktır. “Peki evladım,” dedi ve yeniden yola çıktık.

  Dördüncü ve beşinci sınıfı Germiyan köyünde okudum. Oysa üçüncü sınıfı Alaçatı’daki 15 Eylül İlkokulu’nda bitirmiştim. Öğretmenim ve sınıf arkadaşlarım, Alaçatı’dan ayrılmamam için çok çaba gösterdiler. Ama kader bazen en kararlı insanın peşine takılır; biz de ağabeyimin kararlılığına takılıp gittik.

  Germiyan’da okul başkaydı. Birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar bir arada; dördüncü ve beşinci sınıflar bir arada okutulurdu. Rahmetli öğretmenimiz Hasan Pekcan, bilgiyi imkânsızlıkların içinden çekip çıkaran nadir insanlardandı. Bizleri iyi yetiştirmek için büyük bir özveriyle çalışırdı.

  Benimse aklım dağınıktı. Ailem beni çoğu zaman keçileri, koyunları, inekleri otlatmaya gönderirdi. Kitap yoktu. Ders kitaplarının dışında okuyacak bir şey bulamazdık. Okumaya açtım. Belki de bu yüzden kitap, benim için hiçbir zaman sıradan bir eşya olmadı; hep bir ihtiyaç, hatta bir kurtuluş oldu.

  Dördüncü ve beşinci sınıfı bitirdiğimde içimde bir karar filizlendi. Sanatkâr olmak istiyordum. Anneme ve ağabeyime, “Ben burada yaşamak istemiyorum,” dedim. “Alaçatı’ya gidip bir meslek öğrenmek istiyorum.” Böylece yeniden Alaçatı’ya döndüm. Hayatımın iplerini ilk kez kendi ellerime aldığımı o zaman hissettim.

  Uzun yıllar terzilik yaptım. İğne, iplik ve sabır… Terzilik bana yalnızca bir meslek değil, bir hayat disiplini öğretti. 1989 yılında bu mesleği bıraktım. O yıllarda Alaçatı’da sosyal demokrat belediyecilik anlayışı yeniden filizlenmişti. Eğitimin, ilkokul sıralarından bile önce başladığına yürekten inanıyordum. Bu düşüncemi belediye başkanımıza ve meclis üyelerine anlattım.

  Aynı yılın Eylül ayında küçük bir kitapçı dükkânı açtım. Dükkân küçüktü belki ama hayalim büyüktü. Kitaplar raflarda değil, insanların hayatlarında yer bulsun istiyordum.

  Bu süreçte çocuk edebiyatına emek veren Rahmetli Mevlüt Kaplan ve Gülten Dayıoğlu’nun yanı sıra; edebiyatımızın büyük ustalarından rahmetli Aziz Nesin, gazeteci - yazar rahmetli Hıfzı Topuz, romanlarıyla geniş okur kitlelerine ulaşan Ayşe Kulin ve eğitim alanındaki çalışmalarıyla yol gösterici olan Selçuk Şirin gibi çok değerli isimleri Alaçatı’da imza günlerinde ağırladım.

  Bu buluşmalardaki amacım yalnızca kitap imzalatmak değildi. Çocukların ve gençlerin yazarı yaşayan bir insan olarak tanımasını, sorular sormasını, hayal kurmasını ve kitabın bir raf eşyası değil, hayatın kendisi olduğunu hissetmesini istedim. Burada adını sayamadığım daha nice kıymetli yazarla birlikte, sözcüklerin bir çocuğun kaderine dokunabileceğine inanarak bu çabayı sürdürdüm.

  Otuz yedi yıl boyunca bu dükkân, yalnızca bir kitapçı değil; düşüncenin, sohbetin ve umudun buluştuğu bir mekân oldu.

  Bugün yetmiş dört yaşındayım. Ama hâlâ inanıyorum: Eğitim, kültür ve bilgi insanın yaşına bakmaz. Bilgi, en küçüğe ulaştığında toplum büyür. Ben de gücüm yettiğince bu inancı taşımaya, bu ocağın dumanını tüttürmeye devam ediyorum

II/03/2026

 

 

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
YAZARLAR
Ömer Önal
Ömer Önal
BİR OCAĞIN DUMANI
Atilla Köprülüoğlu
Atilla Köprülüoğlu
4 Yıl Önce Aramızdan Ayrılan  Gülümseyen Eşsiz Ses; AKREP NALAN...
Nüvit Tokdemir
Nüvit Tokdemir
Altınordu'nun paraşütsüz düşüşü!
Sedat Kaya
Sedat Kaya
YOL ŞARKICISINA VEDA...
İbrahim Aktaş
İbrahim Aktaş
DOKUNMA, YANARSIN!
İbrahim Aktaş
İbrahim Aktaş
K O R K U Y O R L A R
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ARŞİV
Ana Sayfa Yerel Bölge Ulusal Dunya Politika Ekonomi Turizm Kültür-Sanat-Magazin Sağlık Spor
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri