Bazı gölgeler, sadece ışığın önüne geçen fani bir bedenin duvara bıraktığı geçici bir izdir.
Bazıları ise bir dönemin, bir tercihin ve en çok da o derin, uğultulu suskunlukların ruhu terk etmeyen kadim hatırasıdır.
Fotoğrafta yürüyen kişi Kemal Kılıçdaroğlu. Fakat duvara düşen o koyu siluet, etten kemikten bir insanı değil, zamana hükmeden bir siyasi kaderin anatomisini anlatıyor.
Çünkü siyasette gölgeler doğanın kanununa itaat etmez; bazen arkanızdan sessizce süzülür, bazen de bir kâbus gibi önünüze düşüp kendi yolunuzu kapatır.
Uzun yıllar boyunca gücü elinde tutan bir iradeye karşı adaletin ve değişimin sancaktarlığını yaptığını söyleyen bir aktörün, bugün attığı her adımda, mücadele ettiğini söylediği iradenin ömrünü uzatıp uzatmadığı sorusuyla sınanması, “gölge” metaforunu sıradan bir optik olay olmaktan çıkarıp felsefi bir paradoksa dönüştürüyor.
Gölge, nesnenin kendisi değildir; ama onun varlığını inkar edilemez kılan en dürüst şahittir.
Bugün Kılıçdaroğlu hangi gerekçenin arkasına sığınırsa sığınsın, tarihin koridorlarında ne kadar “kurtarıcı” bir rol ararsa arasın, geniş bir toplumsal kesimin gözünde artık bir liderden çok, onun önünde yürüdüğü düşünülen başka bir iradenin yansıması tartışılıyor.
Tarih niyetleri ödüllendirmez; sonuçları kayda geçirir.
Ve sonuç bütün çıplaklığıyla ortada.
Muhalefetin tarihsel olarak en güçlü olduğu eşikte, kale içeriden kuşatıldı.
Seçilmişlerin enerjisiyle atanmışların statükosu karşı karşıya getirildi.
Değişim için biriken toplumsal güç, dışarıdaki duvarları aşmak yerine içerideki hesaplaşmalara harcandı.
Bu tablonun kazananı ise sahnedekiler değil, locadan oyunu izleyen iktidar oldu.
İşte bu yüzden fotoğraftaki gölge sadece estetik bir enstantane değil. Bu dönemin özeti gibi.
Bir zamanlar o gölgenin altından çıkmak için yürüyen bir liderin, yolun sonunda attığı adımlarla aynı gölgeyi daha da büyüttüğü günleri yaşıyoruz.
Gölgenin trajedisi şudur:
En büyük yenilgi, rakibinizin karşısında kaybetmekten çok, yıllarca mücadele ettiğiniz gölgenin içinde kaybolmaktır.
Belki de bu fotoğrafın anlattığı şu.
Yürüyen, kendi ayakları üzerinde durduğunu sanan başka biri; ama büyüyen, her yeri kaplayan ve mekanı yutan gölge hep aynı gölge.