Ana Sayfa Yerel Bölge Ulusal Dunya Politika Ekonomi Turizm Kültür-Sanat-Magazin Sağlık Spor
Mustafa Kirman,  10. ölüm yıl dönümünde anıldı
Mustafa Kirman, 10. ölüm yıl dönümünde anıldı
DATÇA TOPYEKÜN 1 MAYIS'A HAZIR
DATÇA TOPYEKÜN 1 MAYIS'A HAZIR
Hanri Benazus, Atatürk'ü anlattı
Hanri Benazus, Atatürk'ü anlattı
Nüvit Tokdemir'in anne acısı!
Nüvit Tokdemir'in anne acısı!
Datça zamlara 'Yete Gari' deedi.
Datça zamlara 'Yete Gari' deedi.

Atilla Köprülüoğlu

“AL BABAM, BU KALP SENİN OLSUN!”
13 Ağustos 2022 Cumartesi

 

“Babam ve Oğlum”, 

Çağan Irmak’ın ödüllü filmidir

Hani derler ya, “salya sümük” ağlatan, “insanı yıkıp geçen” diye tarif edilebilecek senaryoya sahiptir

Filmin konusu, 12 Eylül faşist darbesi gölgesinde bir ailenin geçmişle hesaplaşmasıdır.

17 yıl önce Çetin Tekindor, Fikret Kuşkan, Şerif Sezer, Yetkin Dikinciler, Tuba Büyüküstün, Binnur Kaya ve Hümeyra’nın oynadığı film -bildiğim kadarıyla- Seferihisar ve Ayvalık’ta çekilmişti.

Komik sahneleri olsa da duygusal içeriğe sahip film hakkında yapılan şu analiz ne doğrudur;

“Sevdiğim insanları, kaybettiğim insanları, kaybetmekten korktuğum insanları düşündüren, düşündürdükçe ağlatan film…”

“Film o kadar gerçekti. Bizdendi...

Kalbimizin iliklerine kadar işleyendi“ de benim tespitimdi…

 

xxxx

Geliyoruz 60’lı yıllardan bir baba-oğul öyküsüne; gerçek, yaşanmış...

Baba, emekli jandarmadır. Biri kız, 5 çocuğu vardır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun her yanını dolaşmıştır ailesiyle.

Görev yeri; çoklukla mezralar, dağ köyleri olmuştur.

Dolayısıyla yokluğu çaresizliği de dibine kadar yaşamıştır.

Emekli olunca da Ege’nin şirin bir ilçesinde yaşamını sürdürmeye başlamıştır.

 

xxxx

Her evlâdıyla elinden geldiğince ilgilenmiş, ülkeye yararlı insanlar olarak yetişmeleri konusunda büyük çaba sarf etmiştir.

Çocuklarından özellikle birisinin çalışma azmi ise, onu çok mutlandırmaktadır.

O çocuk;

çay ocağı garsonluğu, seyyarlık gibi işlerde -küçük yaşlardan itibaren- emek vermiştir.

Sempatikliği, güleç yüzlülüğüyle, cevvalliği ve pratik zekasını kullanmasıyla çevresinde çok sevilmiştir.

Aradan yıllar geçmiştir, çocuklar iş-güç, aile sahibidir artık.

Anneyle, babalarıyla ilgilenmeyi asla ihmal etmezler.

 

xxxx

Bu mutluluk, babanın elim bir kaza sonucu cezaevine girmesiyle bozulmuştur.

Baba yaşlıdır ve ciddi hastalıklara sahiptir, cezaevinin de şartları bellidir.

Çocuklar her fırsatta ziyaretçisi olmayı aksatmazlar…

Öykümüzün kahramanı evlaâdın, bir gün telefonu çalar.

Ankesörlü telefondan arayan mahkum, “Baban çok hasta Abi. Belki sana haber vermezler diye düşündüm. Ambulansla hastaneye götürülüyor şu an” der.

Evlât önce panikler. Cezaevi, oturduğu yere yaklaşık 1 saat mesafededir.

Otomobiline biner.

Fakat kullanacak durumda değildir.

Yoldan bir taksi çevirir.

Zaman geçmek bilmemekte, yol bir türlü bitmez gibi gelmektedir ona.

Bütün düşüncesi;

babasını bir an önce görmek,  elini tutup söylemek istediği ne varsa içinden geçenleri sevgiyle ona anlatmaktır. 

 

xxxx

Hastaneye geldiğinde babasını bir sedyede bulur. Baba, baygındır.

Yoğun Bakım’da da maalesef yer yoktur.

Babasının elini tutar evlât. Kısa süre sonra baba gözlerini aralar ve şu cümle çıkar ağzından;

“Biliyordum oğlum geleceğini, biliyordum. Aslan oğlum benim.

Direneceğim senin için, sizin için” der ve gözlerini kapar.

Evlâdın sicim gibi akan gözyaşları içinde cevabı ise şöyledir; 

“Al babam, bu kalp senin olsun!..”

 

xxxx

Evlât, koşarak Hastane Baş Hhekimi’nin odasına çıkar, durumu anlatır, adeta yalvarır.

Baş hekim hâlden anlayandır.

Kısa sürede baba servise alınır.

Tam 15 gün yoğun bakımda kalır, evlât da koridorda nöbette.

Çünkü jandarmalar izin vermezler yanında refakatçılığına.

Bu arada bir doktor nöbetleri dışında da sıkça ilgilenmektedir babanın durumuyla.

Evlaâdın ilgisini çeker bu ilgi ve bir nöbet sırasında sorar; “Babamla neden bu kadar ilgilisiniz?”

Doktorun yanıtı Nâzım ‘ın şiiriyle karışıktır;

“Hep gözlüyorum. Babanıza şefkatiniz, beni çok duygulandırıyor. Sadece analar adam etmez adamı.

Babalar da adam eder adamı!..”

 

xxxx

Baba sağlığına kavuşur. Taburcu olur, cezaevine döner.

Aradan 6 ay geçmiştir. Evlât bir gün canı-ciğerinin vefat haberini alır.

Yüreğinden vurulan kumrular gibidir şimdi. 

Mezara elleriyle indirir. Aylarca geceleri babasının kabri başında yatar.

Nasıl demişti

Can Yücel Baba da

“Açıldı nefesim, fikrim, can evim.

Hayatta ben en çok babamı sevdim...”

Evlat da gerçekten “en çok babasını sevmiştir” yarım asrı geçen ömründe…

 

xxxx

Bitiriyoruz…

Bu öyküyü dinlediğimde “Babam ve Oğlum” filmini anımsadım.

Filmin unutamadığım repliklerinden biriyle; 

“Evlâtlar, babalarını hep hatırlamak istedikleri gibi hatırlarlar…”

Ek alanı

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
YAZARLAR
Selma Artar
Selma Artar
BAŞÖRTÜSÜ
Atilla Köprülüoğlu
Atilla Köprülüoğlu
"Sessizlerin Sesi Sosyalist Solist"; MERCEDES SOSA
Okan Yüksel
Okan Yüksel
KALKIN AYAĞA
Sedat Kaya
Sedat Kaya
TAHİRE, MAHSA VE MOHSEN
İbrahim Aktaş
İbrahim Aktaş
9 Eylül; varoluşun hikâyesi…
Nüvit Tokdemir
Nüvit Tokdemir
"Böyle gelmiş böyle gidiyor" olmasın!
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ARŞİV
Ana Sayfa Yerel Bölge Ulusal Dunya Politika Ekonomi Turizm Kültür-Sanat-Magazin Sağlık Spor
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri