Ana Sayfa Yerel Bölge Ulusal Dunya Politika Ekonomi Turizm Kültür-Sanat-Magazin Sağlık Spor
Küçük üreticiye can suyu oldu
Küçük üreticiye can suyu oldu
Bakan sordu, Bakanlık yanıtladı
Bakan sordu, Bakanlık yanıtladı
'İşçileri bayramda ailelerine kavuşturun'
"İşçileri bayramda ailelerine kavuşturun"
Urla’nın tarihi bu otelde hayat buldu
Urla’nın tarihi bu otelde hayat buldu
İYGMD’de Yönetim Tezel ile “Devam” dedi
İYGMD’de Yönetim Tezel ile “Devam” dedi

Atilla Köprülüoğlu

"DİREN; SON KAR TANESİNE KADAR…"
14 Eylül 2021 Salı

Delikanlı 

17 yaşında bir devrimciydi. Davutpaşa Askeri Cezaevi’nde yatıyordu iki aydır.

Bir gün batıyordu, gardiyan bağırdı; “Toparla eşyalarını, tahliyecisin!”

Çok heyecanlandı. Öyle ya özgürlüğüne kavuşacaktı.

Cezaevi oturduğu Kadıköy’e çok uzaktı, akşam saati oraya araç bulacak durumu da yoktu.

Şöyle düşündü;  “Geceyi burada geçireyim, sabahın ilk ışıklarıyla yola koyulurum.”

Sabah oldu.

O da ne? 

Cezaevi hoparlöründen mehter marşları çalıyordu.

Bir anda koğuşa askerler girdi, herkesi sıraya dizdiler.

Derdini anlatmaya kalktı, takan yoktu!

O gün, tarihimizin kara lekerinden 

12 Eylül 1980’di!

Faşist darbe,

genç devrimcinin iki yılını çalacaktı işkence ve baskılarla dolu!

Oysa o neler düşünüyordu? 

Rahat hissettiği pencereler açacaktı yeni yaşamında.

Dünyasını değiştirecek

güzel yürekli insanlar arayacaktı.

Deyim yerindeyse, “kendi dünyasını yerinden bile oynatacaktı.”

Kendi talihinin yeniden mimarı olacaktı.

Olmadı, oldurtmadı zalim cuntacılar.

Onlar;

adaleti ayaklar altına alandı!

Onlar düşünce özgürlüğü,

insan haklarının düşmanıydılar! Onlar,

bugün de insanları kutuplaştıran politikaların yolunu açanlardı.

Ama yılmadı delikanlı. Dayanacaktı. Ahmed Arif dizelerindeki gibi;

“Tükür-dü celladın / Fırsatçının, fesatçının, hayının…/Dayan-dı kitap ile, iş ile, tırnak ile diş ile/ Umut ile sevda ile, düş ile…”

 

****

İşte o cezaevi günlerindendir bu anı.

Delikanlının yol arkadaşlarından Sunay Akın’dan;

“Cezaevinin

kar altındaki avlusunda,

beyaz don fanilalarıyla koşan kardan adamlar belirir aniden...

Kendilerini karlara atan, yerlerde ev kaçkını çocuklar gibi yatıp yuvarlanan tutuklular kartopu oynamaya başlar.

Çok geçmeden hoparlörlerden bir ses duyulur:

‘Kartopu oynamak yasak, koşmak yasak, kapatırım havalandırmayı!’

Tutuklular kartopu oynamaz, koşmaz ama boş da durmazlar.

Bir anda dev bir kardan adam yükselir aralarından.

Birileri koğuşlardan getirdikleri yeşil renkli bir battaniyeyle şapka kondurur kardan adamın başına.

Bir tutuklu arkadaşlarının omuzlarına çıkıp, kardan adamın yüzüne sakal yapar.

Hapishanenin avlusunda kısa sürede bir 

'Kardan Che' yükselmektedir! Cezaevinin avlusunda yükselen

Ernesto Che Guevara'yı selâmlayan tutukluların coşkusu

uzun sürmez.

Coplar,

tekmeler, yumruklar...

Şiddet gören sadece tutuklular değildir,

kardan Che de dayaktan payına düşeni alır. Dolunay vardır 

o gece...

Tutuklular, demir parmaklıklı pencereden Che'ye bakarlar titreyerek; yarısı yıkılmış, kendileri gibi üstünde postal ve cop izleri olan kardan adama.

Ve “delikanlı’ şunu söyler ay ışığı altındaki kardan adam kalıntısına:

Diren, son kar tanesine kadar…”

Yazımızın kahramanı

12 Eylül’de gözaltına alınan 650.000 kişiden, sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanan 230.000 kişiden, hakkında dava açılan 210.000 kişiden biri; Ressam

Can Ersal’dır! Günümüzün

en ünlü sulu boya ressamlarından Can Ersal!

Sanat ve edebiyat düşkünü

-mimarlık eğitimi de almış- 

Can Ersal.

"İyi bir mimar;

iyi de bir sanatçı olmalıydı!"

O; ressamlığını,

her platformda Türkiye’nin ilk kadın ressamlarından Müreccel Küçükaksoy’un fıtrça ve tuvalleri, Bedri Rahmi Eyüboğlu Çocuk Atölyesi ve ilkokulda mustafa Pilevneli’nin suluboya öğretilerinin içinde geçen bir hayata borçlu olduğunu söyleyecek kadar tevazu sahibidir.

Bugün Sunay Akın dizelerinin buluştuğu renklerde onun imzası vardır. İlginç ve hoş bir birlikteliktir

onların ki.

İstanbul’un

Şirket-i Hayriye vapurlarını, Boğaz’ın yaramaz çocukları martıları, Kız Kulesi’ni, Mustafa Kemal Atatürk’ü o kadar muhteşem aktarır ki beyaz’a fırçasıyla.

Bu yüzden de Can Ersal’a, “Suya Can Veren Ressam” derler!  

O, Davutpaşa’da 40 yıl önce son kar tanesi gibi direnenlerdendir ve kazananlardandır!;

“bin kez budadılar körpe dallarımızı bin kez kırdılar/ yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz/ bin kez boğdular zamanı bin kez ölümlediler/ yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz/ bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!”

Merhaba

Can Ersal 

Merhaba…

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
YAZARLAR
Sedat Kaya
Sedat Kaya
Ziynet...
Okan Yüksel
Okan Yüksel
KİMİ GİTTİKÇE KALIR, KİMİ KALDIKÇA GİDER...
Atilla Köprülüoğlu
Atilla Köprülüoğlu
NEŞET ERTAŞ
Selma Artar
Selma Artar
YATACAK YERİNİZ YOK!
Levent Donduran
Levent Donduran
Boş cüzdana çare yok!..
Op.Dr Atıl Birol
Op.Dr Atıl Birol
AŞI TEREDDÜTÜ OLANLAR VE AŞI KARARSIZLARI İÇİN BOMBA HABER....
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ARŞİV
Ana Sayfa Yerel Bölge Ulusal Dunya Politika Ekonomi Turizm Kültür-Sanat-Magazin Sağlık Spor
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri