Denizhan Güzel
1 Mayıs’a sayılı günler kala Akara Kurtuluş Pakı’ndan bir avuç madencinin hak arayışını izliyoruz. Amaçları belli…
Yalnızca verdikleri emeklerinin karşılığını istiyorlar. Duyan var mı?
Yok!
Aylardır alamadıkları maaşlarını peşlerine düşmüşler.
Peki sendikalar nerede? O da yok…
90’lı yıllarda başlayan sendika genel başkanlarının lüks yaşam standartları işleri bu noktaya getirdi. Yıllarca süren genel başkanlıklar, boşalmayan koltuklar, sınırsız imkanlar ve yüksek hak edişler işçinin, emekçinin haklarını savunamaz hale getirdi.
Amerika’da, Avrupa’da sendikalar bu kadar güçlüylen bizde sarı sendikalar işçinin, emekçinin haklarını gaspetti.
Kim ne derse desin vahşi taşeronlaşmanın eseridir bu!
Bu kadar zayıf ve bu kadar güçsüz bir yapının dışa vurmuş görünümüdür.
Kurtuluş parkında gördüğümüz de budur. Kasklarını yere vurarak seslerini duyurmaya çalışan madenciler ve onları yaşlı gözlerle izleyen gözü yaşlı eşler ile çocukları.
‘Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz’ sözlerinin en güzel örneğini sergiliyorlar.
Biliyorlar ki, siyasetçilerin günübirlik ziyaretleri onların istediklerini vermeyecek. Biliyorlar ki, süslü sözlerle bağırıp çağıran sendikalar onların yanında değil.
Ne diyorlar; “Bu ekmek mücadelesi, bu hak mücadelesi. Bu bizim haklarımızı gaspedenlere karşı verdiğimiz bir mücadele. Kimse ekmeğimiz elimizden alamaz.”
Ve üzülerek söylüyorum ki, bugün belediyelerde çalışan binlerce kamu işçisi iş bırakma eylemleri yaparken işlevsiz ve güçsüz sendikalar işçinin haklarını ne kadar savunabilir?
Balık hafızalı bir toplum olduğumuz için hatırlatmak isterim. İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Cemil Tugay’ın sokağa inip çöpleri toplamasını unutmayın…
Artık 1 Mayıs’ta marşlar çalıp kendimizi kandırmayalım. 1 Mayıs işçinin, emekçinin bayramı değil, kara günüdür.
Selam olsun maden işçilerine, selam olsun haklarını arayan tüm işçilere.