Ana Sayfa Yerel Bölge Ulusal Dünya Politika Ekonomi Spor Kültür-Sanat Turizm Sağlık








Asırlık çınarlar koruma altında
Asırlık çınarlar koruma altında
Belçika’da doğdular, İzmirli olacaklar
Belçika’da doğdular, İzmirli olacaklar
Körfez geçişine yürütmeyi durdurma kararı
Körfez geçişine yürütmeyi durdurma kararı
Sinek tuzağa takıldı
Sinek tuzağa takıldı
Aydın Erten ölümünün 18 yılında anıldı
Aydın Erten ölümünün 18 yılında anıldı

Cavit Kürnek

SABAH
7 Ağustos 2018 Salı

Ben yapmadım! Yapamam ki! Yanımdakiler itti, yavaş yavaş açılan kapıdan içeriye süzüldük! Tüm eşyalar yerli yerinde duruyordu. Kaptan’ın şapkası duvardaki askıda! Ellerimi birbirine vursam, eşyaların üzerinde oturan toz ürküp dağılsa ve yirmi yıl öncesine dönse nesneler!
Merdivenleri çıkıyoruz! Ayak bastığımız tahtalar, sevinç çığlıklarıyla karşılıyorlar bizi!
“ Kim var orada?”
Yüreğim duracak gibi oluyor!
“ Yukarıda kim var?”
“ Biz varız!” diyoruz. 
“ Siz de kimsiniz?”
Biz kimiz? Ben benim de, dün tanıdığım bu genç insanlar kendileri mi? Bana eş olduklarını söylediler, doğru mu?
“ Nasıl girdiniz içeriye?” diye soruyor kadın.
“ Kapı açıktı!”
“ Açık bile olsa, siz her kapıdan girer misiniz?”
Ben girmezdim!
“ Merak ettik!” dedi genç adam. “ Aralıktan bakmak istedik, birden açıldı kapı!”
“ Ne yapıyorsunuz!”
“ Fotoğraf çekiyoruz!”
“ Sizi tanıyorum!” diyor kadın, yüzüme bakarak.
“ Ben sizi tanımıyorum!”
“ Siz fotoğrafçı değil misiniz?”
“ Ben fotoğrafçıyım!”
“ Bizim yeğen düğün fotoğraflarını sizde çektirdi. Gelin’in bir gözü şehla ama çok güzel çıkarmışsınız. Oğlan kendine benzememiş!”
“ Kime benzemiş?”
“ Anasına benzemiş, babasına benzemiş, kendisine benzememiş!”
Bu kadını nasıl inandıracağız? 
“ Amacımız kapının aralığından içeriye bakmaktı. Kapı birden açılınca ister istemez içeride bulduk kendimizi!”
“ Peki, peki! Kötü niyetiniz yok. Eşyalara dokunmadan bakın, sonra da kimseye söz etmeyin bu evden!”
İnanmayacağınızı biliyorum ama yine de yazayım ben: Kahve cezvesi gazocağının üstünde duruyordu, içindeki su kurumuş! 
“ Kumandan!” diyor kadın,” kumandan beni yanına çağırdı: ‘ Evi senin üzerine yaptım!’ dedi. ‘Al işte tapusu. Ben gidince hiçbir şeye dokunmasınlar. Her şey olduğu yerde kalsın. Gün olur, döner de soran olursa. Bunca savaş görmüş, bunca badire atlatmış bir kahraman, ölüme mi yenik düşecek?”

ÖĞLE

Emekli bir kaptan! Hayır, hayır! Emekli bir deniz subayı! Her sabah evden çıkacak, ekmek alacak, şarap ve beyaz peynir! Karşı evin perdeleri açılacak!
“ Günaydın!”
“ Günaydın Özden Hanım! Çarşıdan bir şey istiyor musunuz?”
“ Yok, eksik olmayın! Ben sonra alırım!”
“ Siz bilirsiniz!” diyecek Emekli Deniz Subayı. “ Teklif var, ısrar yok!”
Beyaz perdeler kapanacak!
Bir gün Özden Hanım pencereden düşüyor. Olacağı buydu zaten. Kilolu bir kadın, emekli bir deniz subayının arkasından bu kadar sarkar mı sokağa?
Üç gün sonra, düz yolda takıl bir taşa ve yere seril! Yer çekimi, emekli bir deniz subayı da olsanız yasalarını çiğneyemez! Özden Hanım’ın kolu kırılıyor, Emekli Deniz Subayı’nın bacağı! Bu rastlantı iki insanı birbirine bağlıyor. Yalnız rastlantı mı? Evleri karşı karşıya, yaşları uygun aralıklarda, Subay Bey’in emekli maaşı da azımsanır gibi değil!
“ Ben ne yapayım parayı?” diyor Özden Hanım, “ insan olsun yeter!”
Hem insan, hem para! Fazla insanlık can sıkar ama fazla para cüzdan mı deler?
Dedikodu da göklere çıkmış: Özden Hanım bütün gün Subay Bey’in yolunu gözlüyormuş da, arada sırada pişirdiği yemeklerden Subay Bey’e götürüyormuş da! Elli yaşına kavuş, kocan olacak adam yıllar önce bırakıp Alman ellerine gitsin, sonra da mahkemeden bir duruşma davetiyesi gelsin!
“ Kocan senden ayrılmak istiyormuş!” diyor Yargıç Bey.
“ Neden?”
“ Ona karılık yapmıyormuşsun!”
“ O orada, ben burada, nasıl yapılırmış karılık? Bir yerimi postayla gönderecek değilim ya!”
Yargıç gülüyor! Duruşma Yazmanı Gül Hanım gülmüyor! Gül Hanım yaşamı boyunca hiç gülmedi zaten. Adını ‘ Ağla!’ koysalar gülecekti belki ama gül buyruğuna her zaman karşı durdu. Evine gidenler söylüyor, ayda bir kez bile almazmış eline süpürgeyi. Her taraf toz, toprak. Tıpkı kendisi gibi evin tüm eşyaları da asık suratlı, olup olacaklarına pişman, kondukları yerde dikilirlermiş! 
“ İki yıldır beş kuruş göndermedi!” dedi Özden Hanım. “ İki yıllık şu kadar para isterim, ayda şu kadar nafaka, kabul ederse canı cehenneme!”
Gül hanım son cümleyi şöyle bağladı:
“ Tüm erkeklerin canı cehenneme!”
Derler ki bir erkek eli değmemiş Gül Hanım’ın eline. O istemediği için değil, erkekler kadını çekici bulmuyorlarmış.
“ Ne yapsın erkekler onu?” diyor Mübaşir Hüseyin Efendi.” Karının suratı mahkeme duvarından beter!”

ÖĞLEDEN SONRA

Ayağı kırık Deniz Subayı ile sol kolu askıda Özden Hanım’ın nikahını Belediye Başkanı kıydı!
“ Sağlıkta hastalıkta, varlıkta yoklukta, gençlikte yaşlılıkta!”
“ Ah!” dedi Emekli Deniz Subayı, “ gençlik elden gitti. Yaşlılıkta deseniz de olur!”
Belediye Başkanı yılların ezberini bozmadı:
“ Gençlikte, yaşlılıkta!”
“ Evimi dağıtmam!” dedi Özden Hanım. “ Bir gece benim evde, bir gece sizin evde yatarız!”
“ Her gece olmaz!” dedi Emekli Deniz Subayı. “ Siz Belediye Başkanı’na bakmayın. Gençlik gideli yıllar oldu!”
Özden Hanım çok utandı! Kendi kendine:
“Lüzumsuz Kadın!” diye çıkıştı! “ Geceyi ne karıştırıyorsun? Bir gün sizin evde, bir gün bizim evde diyemedin mi?”
İlk gece Özden Hanım yorganın altında tir tir titrerken, yatak odasının kapısı ardına kadar açıldı. Üzerinde yazlık beyaz subay üniforması, başında yaldızı solmuş şapkası ile bir adam kapının eşiğinde duruyordu.
“ Siz misiniz?” diye sordu Özden Hanım.
“ Başka birini mi bekliyordunuz?” diye yanıt verdi adam.
“ Evet!” dedi kadın. “ Biraz önce evlendiğim kişiyi bekliyordum!”
“ O benim!” dedi Kişi! “ Bir deniz subayı!”
Soyunmadan yorganın altına girdi!

AKŞAM

Beş yıl birlikte oldular! Beş yıl her gece Emekli Deniz Subayı üniformasıyla girdi yatağa. 
“ Bari şu şapkayı çıkarın başınızdan!” diyordu Özden Hanım. “ Önündeki siperlik göğüslerimi delecek!” Durur mu? Hemen yetiştiriyordu soruyu: “Sizin düşkünlüğünüz elbiseye mi, topladığı ilgiye mi?”
Subay Bey, henüz bir öğrenciyken İstanbul’da kırmadığı kız yüreği kalmamıştı! Nereye gidecek olsa kızlar, kadınlar gözünü ondan ayıramıyorlardı. Bir gün eve döndüğünde:
“ Bir kez alıcı gözle ben de kendime bakayım!” diyerek boy aynasının karşısına geçti. Kendine tutuluşu o gece başladı!
“ İnsan başkalarının beğenisiyle beğenir kendini!” dedi. Çok önemli bir buluşmuş gibi böbürlendi. Oysa annesi:
“ İnsan kendini beğenmezse, çatlar!” der, beyaz saçlarına ve parmaklarına kınalar yakardı.
Psikolog:
“ Efendim!” diyerek başladı söze. “ Kendini beğenme bir ölçüde gereklidir!”
“ Hangi ölçüde?”
İkinci buluşmalarında Doktor Bey:
“ Önce hasta olduğunuzu kabulleneceksiniz!” dedi.
“ Ne? Ben hasta mıyım?”
“ Kendini bu kertede beğenip önemsemek, bir hastalıktır!”
Hasta birden ayağa kalktı, şapkasını başına geçirip yürüdü. Doktor kaçacağını sanmıştı. Hep böyle olmuyor muydu? Vizite parasını ödemeden sıvışanlar bile vardı. Hastanın hastalığını kabullenmesi günler, hatta aylar sürüyordu.
“ Elinizi vicdanınıza koyun Doktor Bey!” dedi sonra. “ Çok yakışıklıyım, öyle değil mi?”
Gerçekten çok yakışıklıydı!
Doktor bunu söylemedi!

GECE

Çok yakışıklı, kadınların peşinden koştuğu bir Deniz Subayı da olsa kişi, zaman su gibi akıyor! Anneannesi:
“ Güzel kadın ahmak, yakışıklı adam budala olur!” derdi.
“ Neden anneanne?”
“ İnsanların tüm çabası, kendini karşı cinse beğendirmektir! Bazı insanlar bunu eğitimle, beceri ve hünerleriyle kazanır. Bazılarına Allah bir kabuk güzelliği vermiştir, içine bakan olmaz!”
“ Anlamadım!”
“ Güzel kadının kafası, yakışıklı adamın hem kafası hem cebi boş olur!”
Bu kural yakışıklı Deniz Subayı için de geçerli oldu. Evlenerek sorumluluklar yüklenmesine gerek kalmadı. Hatta o, birçok kadının yakasına bir yük, acı ve pişmanlık olarak takıldı!
Emekli olup üzerindeki beyaz giysiler koyu renklerle yer değiştirdiği gün, kadınlardan birinin kapısını çaldı:
“ Kim o?”
“ Benim, Martı!”
Kapıyı açan kadın:
“ Siz de kimsiniz?” diye sordu.
“ Tanımadınız mı? Yalnız sizin olan Beyaz Martı!”
“ Yalancı!” dedi kadın. “ Bu koyu giysilerle olsan olsan karga olursun sen!”
Kapıyı yüzüne kapattı!
İkinci kadın:
“ Benim sevdiğim adam, bulut gibiydi!” dedi. “ Siz karanlık bir geceye benziyorsunuz!”
Üçüncü kadın:
“ Son günlerde sızıp kalıyordunuz yatakta!” dedi. “ Sabaha kadar bekliyordum. Sabah geç kaldığınızı söyleyerek kaçıyordunuz!”
Yenik bir günün gecesinde, beyaz subay giysini salonun ortasına sererek karşısına oturdu:
“ Birbirimizi bırakıyor muyuz?” diye sordu.
Giysi dile geldi:
“ Her insanın olduğu gibi, giysilerin de ömrü vardır! Benim sürem doldu! Artık başka renklerle tüketeceksiniz zamanı!”
“ Nasıl olur!” diye bağırdı Emekli Subay. “ Alışkanlıklarım, seçtiğim, benimsediğim bunca tavır?”
“ Değişeceksiniz!” dedi giysi. “ Hatta alışacaksınız! Çünkü insansınız! İnsan değişmek ve alışmak üzere gelmiştir dünyaya!”
“ Bir subay giysisi, onu giyenin bilinç düzeyinle değer kazanır!” derdi bir arkadaşı. Giysisi, Emekli Deniz Subayı’na gelecekle ilgili öğütler veriyordu.
Yaşamının ilk yalnız gecesinde karar verdi: Buradan gidecek, bundan sonrasını o küçük kasabada, babasından kalan eski evde geçirecekti.

GECE YARISI

Son gece, üstelik çok sevdiğiniz adaçayını da kaynatıp getirmişti Özden Hanım, kadının eline yapıştınız. Çayın buharı mı gözlerinizi yaşartmıştı, yoksa ağlıyor muydunuz? Özden Hanım durur mu? O da ağlamaya başladı.
“ Sizden bir isteğim var!” dediniz.
“ Buyurun, isteyin!”
“ Şapkamı, şapkamı başıma takar mısınız?”
Özden Hanım bitişik odadan şapkanızı getirip başınıza koydu. Beğenmediniz:
“ Ayna, bir de ayna!” dediniz.
Kadın koşup aynayı da getirdi. Aynanın içindeydi yüzünüz! Sarı, solmuş bir çiçek gibiydi yüzünüz! Son gayretle başınızdaki şapkayı düzeltmeye çalışıyordunuz, eliniz düştü!
Özden Hanım her şeyi aynanın içinde gördü ve sonra yaşamı boyunca ilk kez bağırdı:
“ Nereye gidiyorsunuz? Beni ve kendinizi bırakıp, nereye gidiyorsunuz?”
Nereye gidiyordunuz? Oysa gece olmuş, sokaklara köpekler dolmuştu! Köpeklerden ve karanlıktan ürken siz, nereye gidiyordunuz?
Not: Emekli Deniz Subayı geceleri evden çıkmazdı!

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
YAZARLAR
Atilla Köprülüoğlu
Atilla Köprülüoğlu
TÜRKİYE; ÜZGÜN YURDUM GÜZEL YURDUM
Sedat Kaya
Sedat Kaya
ERSUN YANAL VE DOSTLUK.
Nüvit Tokdemir
Nüvit Tokdemir
"Ordinaryüs" için
Okan Yüksel
Okan Yüksel
Cehennem yürekli yiğit
Cavit Kürnek
Cavit Kürnek
SABAH
Oğuz Örnek
Oğuz Örnek
Utanmalısın Çeşme
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
ARŞİV
Ana Sayfa Yerel Bölge Ulusal Dünya Politika Ekonomi Spor Kültür-Sanat Turizm Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri